Perşembe , 17 Ekim 2019
Son Haberler

GÜNEY KORE’DE HELAL GIDA

2015 yılında Güney Kore’nin başkenti Seul’de değişim öğrencisi olarak bulunduğum 9 aylık süreçte, bir Müslüman olarak en çok zorlandığım şeylerin başında “helal gıda” bulmak geliyordu. 80 milyonluk nüfusunun %99.2’sinin Müslüman olduğu Türkiye’de dahi GİMDES sertifikalı ürünlerin ve HALAL DÜNYA MARKETLERİ’nin  olmadığı zamanlarda helal gıda bulmak son derece zorken, 51 milyonluk nüfusunun sadece ve sadece %0.4’ünün Müslüman olduğu G.Kore’de ne denli zor olabileceğini bir düşünün… Türkiye’de bile “güvenilir” helal sertifikalı gıdalar çok zor veya az bulunurken, bir de G.Kore’de yaşayan Müslüman bir üniversite öğrencisinin hâlini düşünün. (Çok şükür son 10 yıldır GİMDES var. 14.000’i aşkın GİMDES sertifikalı ürün mevcut. HALAL DÜNYA MARKETLERİ, Türkiye’nin birçok ilinde var ve gün geçtikçe yenileri açılmaya devam ediyor. Bu sayede Müslüman tüketicinin güvenilir helal sertifikalı ürüne ulaşması kolaylaşıyor.)

İçinde “DOMUZ ETİ, YAĞI, SUYU…” olduğu için (makarnalar dahil) Kore yemeklerinin çoğunu yiyemedim. Yiyebildiğim gıdalar gerçekten çok sınırlıydı ve “Madem yemek yiyemiyorum, o zaman ben de meyve-sebze yerim.” de diyemiyordum çünkü G.Kore, coğrafi olarak tarım ve hayvancılığa pek elverişli değil. Bu yüzden meyve-sebzenin çoğu yurtdışından ithal edildiği için fiyatları yüksek. (G.Kore wonu neredeyse dolar ile eşdeğer olduğu için biz Türklere çok daha pahalı geliyor) Meyve-sebzeler Türkiye’de kilo ile satılırken, Kore’de çoğu tane ya da parçalar hâlinde kesilmiş şekilde satılıyor. Büyükbaş hayvancılığa ve buğday üretimine elverişli olmadığı için genelde domuz ve pirinç yetiştiriliyor, dolayısıyla ana gıdaları DOMUZ ETİ ve pirinç lapası oluyor ve neredeyse her şeyin içine domuz eti ve ürünlerini katıyorlar. Kore eriştesi olan ramyonlarda (noodle) dahi ya domuz eti ya yağı ya da suyu var. Olmaması için hiçbir gerekçeleri yok çünkü onlar Müslüman değiller.

Helal gıda yönünden en çok zorlandığım bir anımı anlatayım: Evde yiyecek hiçbir şeyin kalmadığı bir gün, “Belki içinde domuz eti ve ürünleri olmayan bir ramyon bulurum.” ümidiyle bir markete girip onlarca çeşit ramyonu tek tek inceleyip hepsinin içeriğini okudum ama nafile… Kiminde domuz eti, kiminde yağı, kiminde suyu, kiminde deniz ürünü…

Reyonda bin bir çeşit ramyon vardı fakat ben içlerinden bir tanesini dahi alıp yiyememiştim. O an gerçekten çok zor durumda ve çaresiz kalmıştım çünkü oradan çıkıp başka bir markete girsem bile sonuç değişmeyecekti. Çoğu zaman sırf karnım doysun diye (tabiri caizse ölmemek için) yağsız ve tuzsuz olan “pirinç lapasını” midem bulana bulana yemek zorunda kaldım. Onun dışında çoğunlukla; patates, tatlı patates, domates, salatalık, yumurta, brokoli, ton balığı, sertifikalı Endonezya eriştesi… tükettim. Bunları bile temin etmek kolay olmadı. Tabi ben elimden geldiğince dikkat ettiğim, helali-haramı umursadığım için bu kadar zorlanıyordum ve zaten olması gereken, her Müslümanın yapması gereken de buydu. Fakat oraya giden Türk-Müslüman (!) tanıdıklarımdan çoğu (güya) haram olduğu için domuz eti yemiyorlar fakat “helal kesim olmayan” tavuk ve dana etini, her türlü deniz ürününü ve domuz ürünü katkılı ramyonları, yemekleri gayet rahat bir şekilde yiyorlardı. Hatta haram olduğu için domuz eti yemiyor ama alkol dahi tüketiyorlardı. (Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?) Haram olanın sadece domuz eti olmadığı bilinirken böyle yapmanın “vicdan rahatlatma ve günahına İslam’ı kılıf yapma” çabası olduğu apaçık ortadaydı. 

Helal gıda mevzusu Türkiye’de dahi çok dikkat edilmesi gereken bir şey iken yurtdışına çıkıldığında çok daha fazla dikkat edilmesi gerekiyor, yurtdışına çıkınca dininden taviz verenlerin çoğunlukta olması ne acı. Hele ki helal gıda konusunda… (Türkiye’de elhamdülillah Müslümanız da, yurtdışında değil miyiz?) Oysaki birer Müslüman olarak hepimiz yediklerimizden ve içtiklerimizden mesulüz, helalinden yiyip içmek zorundayız. Yiyip içtiklerimize dikkat etmeyeceksek kafirlerden ne farkımız kalır ki? Unutmayalım ki yediklerimizden ve içtiklerimizden de hesaba çekileceğiz. Biz Türkiye’de de Müslümanız Kore’de de, Amerika’da da, Avrupa’da da… Tabi “Ben Müslüman değilim.” diyen varsa o başka.

İnsanoğlu, sağlıklı ve yeterli şekilde beslenemediğinde güçsüz düşüp hastalanıyor, dengesi bozuluyor. Düzenli bir geliriniz yoksa ve yemek yapabilecek bir evde oturmuyorsanız sağlıklı beslenemediğiniz için G.Kore’de de hastalanıyorsunuz. Böyle bir ülke, bir Müslümanın yaşaması için çok ama çok zor bir yer. Sadece gıda yönünden değil daha pek çok yönden zorlukları var. Sonuçta gayrimüslim bir ülke…

Gıda demişken Güney Kore’de çok fazla alkol tüketiliyor. Alkol, kültürlerinin çok önemli, baskın ve vazgeçilmez (!) bir parçası olmuş durumda ve her zaman, her yerde, her durumda, her şey için tüketiyorlar. Alkolsüz bir hayat düşünemiyorlar. Alkol bir Müslüman için zaten haram. Alkol tüketilen bir masada hatta ortamda durulmaması gerekiyor. Kore’de ise alkol meselesi bir Müslüman için çok büyük sorun teşkil ediyor. Tabi İslami kanunlara dikkat eden, dünyasını ve ahiretini düşünen bir Müslüman iseniz. Müslüman geçinip taviz üstüne taviz veriyor, günah ve haramları umursamıyor iseniz G.Kore’de yaşamak sizin için hiç de zor olmaz. Hatta tam size göre (!) Ne acı…

Her ne kadar zor bulunup az olsa da Seul’ün İtevıon semtinde Seul Merkez Cami’nin de yer aldığı İslam Sokağı’nda birkaç helal market, restoran, kasap, fırın ve pastane mevcut.   Sahipleri genellikle Türk, Arap, Endonezyalı, Hintli, Keşmirli, Afrikalı… Fakat çoğu ve en büyük zincir Türklere ait. Burada bulunan en büyük zincire sahip şirketin Türk (helal) pastanesinde yarı-zamanlı olarak (2 ay) çalışırken helal olduğu için biraz daha fazla gıda tüketebildim. 

Etler buraya Türkiye çok uzak (uçakla 11-12 saat) olduğu için daha yakın ve şartları daha uygun olan Avustralya’dan (uçakla 8-9 saat) helal kesim olarak getiriliyordu. Tabi gerçekten helal kesim mi, öyle ise ne kadar güvenilir orası kocaman bir soru işareti. Fakat benim gözlemlediğim kadarıyla pek de güvenilir değil. Çünkü güvenilir olabilmesi için şirket sahiplerinin gerçekten dindar ve helallik konusunda çok hassas insanlar olmaları gerekir, ben böyle bir şirket sahibi göremedim. 

Aynı semtte çeşitli ülkelerden ithal edilen helal sertifikalı ürünler satan birkaç İslam marketi de mevcut fakat bu sertifikaları hangi şirketler ne şartlar altında veriyor belli değil. 

Öğrenmek içinse o ülkelere gidip tek tek incelemek gerekiyor. Bu sertifikalı ürünler genelde; Endonezya, Malezya, Avustralya, Singapur, Pakistan, Almanya, Filipinler, Amerika, İtalya, Tayland, Japonya, Türkiye… gibi ülkelerden ithal ediliyor. Ben oradayken GİMDES sertifikalı hiçbir ürüne rastlamamıştım fakat son zamanlarda Kore’deki bazı müesseseler ile GİMDES temas halinde ve hatta (gıda olmasa da) Koreli bir kozmetik şirketi GİMDES’ten sertifika almayı başardı. Kore’ye ithal edilecek helal sertifikalı ürünler ve bazı müesseseler Kore İslam Federasyonu Helal Komitesi tarafından denetlenip onaylanıyor, sertifikalandırılıyor. 

Bu komitenin neye ne kadar dikkat ettiği meçhul. Komiteyi bizzat görmedim ama bazı çıkarcı ve gayrimüslim iş adamları kâr amacı güttükleri için helal şartlar sağlanmasa bile helal sertifikası verebiliyor. Kore’de bir de Türk dondurmacıları çok meşhur ve yaygın, özellikle Seul’de. Fakat bunlar sertifikalı olsa dahi Kore’de helal üretimin çok zor ve çok maliyetli olduğunu, satışların çoğunun gayrimüslimlere yapıldığını göz önüne alırsak, müesseselerin helalliğe her zaman, her yerde, hakkıyla dikkat etmeme olasılığının ne kadar yüksek olduğunu anlayabiliriz. Türkiye’de dahi müesseselerin çoğu dikkat etmeyip pek çok taviz verirken, Kore’deki müesseseler neye, ne kadar, neden dikkat etsin ki?                                                                                                    

Velhasıl-ı kelam Güney Kore, bir Müslümanın dinine uygun şekilde yaşaması için hiç de uygun, iyi, güzel bir yer değil. Hele ki “HELAL GIDA” konusunda…

Feyza BALA
21.11.2018

Hakkında Admin

Avatar

Cevapla

Bi Dükkan